Telefon: +49 2161 48 10 01

Aile Hukuku Bölüm 2

Ömer Parmaksız tarafından yazıldı.
Gösterim: 5688

Makale Dizini

AİLE HUKUKU

Aile içi şiddet ve kadınların yaşadığı şiddete karşı neler yapılabilir?

Erkek şiddeti, kuşkusuz kadının evlilikte ve evinde uğradığı en yaygın haksızlıktır. Kadınlar aile içinde çoğu kez bu kaba güce maruz kalıyorlar. Erkek şiddeti, erkeğin kadına uyguladığı baskı, yıldırma, boyun eğdirme amacı güden, erkek iktidarını evde ve hayatın bütününde sürdürmeye yarayan bir mekanizmadır. Oysa gerek fiziksel şiddet, gerek psikolojik şiddet hem erkeğin hem de kadının yaşamlarına, ilişkilerine, işlerine, üretimlerine, çocuklarının ruh, beden sağlığına, eğitimlerine ve tabii tüm toplumsal yapıya çok büyük zararlar, yaralar açar. Aile içinde kadına karşı uygulanan şiddet fiziksel, duygusal, ekonomik, cinsel, tehdit, çocukları kullanma, kadını çevresinden ayırma şeklinde olabilir.

Kadınların aile içinde maruz kaldığı şiddete karşı, önce evine yakın bir karakola giderek şikayet etmesi gerekir. Polis memurları “nasıl olsa savcılığa gidecek, o nedenle doğrudan doğruya oraya başvur” deseler de karakoldan şikayetinin tutanağa geçirilmesinde ısrar edip, imzalatılmak istenen yeri okuduktan ve söylediklerinin dışında birşey yazılmadığından emin olduktan sonra tutanağı imzalayıp mümkünse bir örneğini, değilse tarih ve numarasını alınması gerekir. Bu şikayet başvurusu üzerine karakolun yapması gereken, şiddete maruz kaldığını ileri süren kadını yetkili hükümet tabibine ya da adli tıp doktoruna gönderecek ve şiddetin belirtilerine ilişkin bir rapor alınması gerekir.

Bu raporla koca aleyhine ceza davası açılması kadının şikayetine bağlıdır. Eğer kadına uygulanan şiddet en az 10 gün ve daha fazla bir süre günlük işlerini yapmasına engel olacak bir durum yaratmışsa ya da vücudunda kalıcı bir iz bırakmışsa, savcılıkça koca aleyhine kamu davası açılacaktır.

Aile içinde şiddete maruz kalan kadının, kocası aleyhine cezai yönden şikayet etmek ve dava açılmasını sağlamak dışında, boşanma davası açmaya, bu nedenle manevi tazminat istemeye, sulh hukuk mahkemesi hakimine başvurarak ayrı bir ikamet edinme talebinde bulunmaya hakkı vardır.

Ayrıca evlilik, insanların cinsel gereksinimlerinin yasala uygun bir biçimde karşılandığı bir kurumdur. Türk Ceza Kanunu’na göre maalesef evlilikte ırza geçme söz konusu değildir. Ancak cinsel ilişkiye zorlamak amacıyla şiddete başvurulmuşsa Yargıtay’ın bazı kararlarında bunun suç olduğu kabul edilmiştir. Kadın kocası tarafından istemediği cinsel davranışlara zorlanması durumunda da şikayette bulunabilir ve şiddet kullanılarak buna zorlanmışsa boşanma davası açabilir. şiddetin kullanıldığını doktor raporu vb. şekilde ispat edebilen kadın, kocasından manevi tazminat da talep edebilir.

Aile içinde eşlerden biri diğerine, çocuklara ya da çocuklar tarafından ebeveynlerine karşı terbiye yetkisini kötüye kullanmak, birlikte yaşanan aile bireylerine fena muamelede bulunmak şeklinde cereyan ederse, takibi şikayete bağlı olmak üzere, taraflardan herhangi birisi, kötü muamelede bulunan aleyhine şikayette bulunabilir. Eşler arasında böyle bir olay cereyan ederse aynı zamanda boşanmaya, ebeveynler ile evlatları arasında cereyan ederse velayetin, vasi ile vesayet altında bulunan bir kimse arasında cereyan ederse, vesayetin ortadan kaldırılmasına karar verilebilir. (Örneğin evdeki kocanın, eşi kadın ile ergin olmayan çocuklarını soğukta ve yoksulluk içinde sokağa atması hali, manevi cebir yoluyla eşin ters ilişkiye zorlanması halleri gibi...)


Boşanmada yasal haklarımız nelerdir, boşanma davası nasıl açılır?

Bir kadın kocasından ayrı yaşamayı istemesi halinde başka bir ev tutarak orada yaşamayı seçmesi durumunda evine dönmeye zorlanamaz. Ancak koca kadının evine dönmesini istiyorsa onu mahkeme kanalıyla resmen davet edebilir ve bu davete uymayan kadın aleyhine “terkten” boşanma davası açabilir. Haklı nedenlerle ayrı yaşamak isteyen bir kadın, boşanma davası açmadan da hakim kararı ile ayrı bir mesken edinebilir.

Eşlerden herhangi biri, boşanma nedenlerine dayanarak ayrılık kararı verilmesi için mahkemeye başvurabilir ve haklı görülmesi halinde bir yıldan üç yıla kadar ayrılık kararı verilebilir. Medeni Kanun’a göre evin reisi kocadır ve bu sıfatla ailenin geçimini sağlamak zorundadır. Kadın ancak buna yardımcı olmakla görevlidir. Evini terkeden kocaya karşı, “terkten” boşanma davası dışında, nafaka davası açılabilir.

Evliliğin devamı süresince velayet ana ve babaya birlikte verilmiştir. Anlaşmazlık halinde babasınn oyu geçerli sayılır. Ancak baba velayet hakkını kötüye kullanıyorsa annenin mahkemeye başvurarak velayetin babadan alınmasını istemeye her zaman hakkı vardır. Boşanma veya ayrılık durumlarında velayet çocuğa kim daha iyi bakabilecekse, ona verilir. Genelde de, bu çocukların annesidir. Bu konuda erkeğin kadından hiçbir üstünlüğü yoktur. Boşanma veya ayrılık, erkeğin kadına uyguladığı şiddetten kaynaklanmışsa, yargıç böyle bir kişiye çocuk teslim edilemeyeceğine kolay ikna olur.

Kadın kocası tarafından istemediği cinsel davranışlara şiddet kullanılarak zorlanmışsa bu durum hem cezai ve hem de boşanma davasına konu olabilir ve şiddet kullanıldığı ispat edilebilirse, kadın manevi tazminat dahi alabilir. Evli kadınların, ev dışında herhangi bir (ahlaka aykırı olmayan) işte çalışması için artık kocanın iznine ihtiyacı yoktur.

Türk Medeni Yasası uyarınca Türkiye’de hukuken tek eşlilik kabul edilmiştir. Evlenme sırasında eşlerden birinin önceden evli olması halinde ikinci evlilik geçersiz sayılır. Ayrıca evlilik sırasında eşlerden herhangi birinin akıl hastalığı varsa, sürekli olarak sezgin değilse, birinci derecede kan hısımları ise bu evlilikler olmamış sayılır. Bunun için herhangi ilgili kimse tarafından mahkemeye başvurulmuş olması gerekir. Evlilik anında geçici bir sebeble sezgin bulunmayanlar, evlenme hata, hile ve tehdit sonucunda gerçekleşmiş ise zarar gördüğünü ileri süren eşin, olaydan itibaren altı ay, ama her halde evlenmeden itibaren beş sene içerisinde mahkemeye başvurması halinde evlilik feshedilebilir.

Zina, cana kast, pek fena muameleler, herhangi bir cürümden dolayı ceza alınması ve haysiyetsizce yaşam , birlikte yaşamı çekilmez hale getirmek, ortak meskeni terk, en az üç seneden beri devam eden ayrılık ve evliliği çekilmez hale getiren akıl hastalığı, evlilik birliğinin temelinden sarsılması ya da müşterek hayatın yeniden kurulamaması halinde eşlerden biri, diğeri aleyhine boşanma davası açabilir. Davada ileri sürülen sebeplerde haklı olan ve bu nedenle evlilik hayatı sona ermiş olan eş, diğer eşten, olayın özelliğine göre manevi tazminat isteyebilir. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eş, diğerinden, dava süresinde de hakim kararıyla gecici bir tedbir olarak nafaka ödetilmesini isteyebilir. Velayet altında bulunan müşterek çocuklara, reşit oluncaya, eğitimleri devam ediyorsa eğitimleri sona erinceye, kız çocuklarının ise evleninceye kadar iştirak nafakası ödenmesi gerekir.


Nafaka nasıl tesbit edilir ?

Belirli durumlarda mahkeme kararı ile verilen nafaka çeşitleri vardır: Boşanma davası devam ederken tedbiren eşin barınmasına, geçimine ve çocukların bakımına ilişkin takdir edilen tedbir nafakası; müşterek çocuğun velayetini taşıyan eş tarafından yapılan geçim ve öğretim masraflarına katılma yükümlülüğü sağlayan iştirak nafakası; boşanma neticesinde ağır kusurlu olmamak kaydı ile yoksulluğa düşecek eşlerden diğerine -çok zengin kadının dahi erkeğe- ödemekle yükümlü tutulduğu yoksulluk nafakası, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan alt ve üst soya ve erkek-kız kardeşlerine yardım etme yükümlülüğünden kaynaklanan yardım nafakası.

Nafaka borçları aile hukukundan doğan, kişilere bağlı, vazgeçilmeyen, devredilemeyen ve ancak ölümle sona eren borçlardandır. Günün sosyal ve ekonomik koşullarına göre her zaman için hakim tarafından değiştirilebilir sürekli borçlardandır. Nafaka haciz, rehin ve takas edilemez. Nafaka aile hukuku çerçevesinde birbirine bağlı olan kişiler arasında, tarafların diğerinin geçimine yardım yükümlülüğüdür. Şartlar ortadan kalkınca sona erer, şartlar yeniden doğanca tekrar başlatılabilir.

Nafakanın takdirinde hakim, günün koşullarını, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, nafaka takdir edilecek kişinin ihtiyaçlarını, nafaka takdirinin taraflardan birinin fakirleşmesine, diğerinin de zenginleşmesine neden olmamasını vb. koşulları gözetir. Ancak ülkemiz koşullarında gerçeğe uygun bir şekilde nafakaya hükmedilmemektedir.Herhangi bir olay neticesinde ölen insanlarımızın geride kalanlarına manen takdir edilen değer son derece düşüktür.


Babalık davası nasıl açılır ?

Babalık davası, evlilik dışı doğan çocuğun veya anasının bu çocuğun babasını hükmen mahkeme kararı ile belirlemek amacıyla (davayı ana açıyorsa çocuğun doğumundan itibaren bir yıl içinde, davayı çocuk açıyorsa henüz onsekiz yaşını doldurmamış ve kendisine kayyım atanmış ise kayyımın atandığı tarihten itibaren bir yıl, çocuk onsekiz yaşını doldurmuş ise onsekiz yaşını doldurduğu tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süreler içerisinde) açtığı bir davadır.

Bu dava ile evlilik dışında doğan çocuğun babasının, davalı kişi olduğuna hükmedilmesi istenilir. Türk hukuk mevzuatı, “iffetsiz yaşadığı ileri sürülen ve bu durumu kanıtlanan” kadın tarafından açılan babalık davasının reddedileceği yönündedir. Bu tür davalar, doğum anındaki yer ya da davalının ikametinin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde açılır ve dava her türlü delil ile ispatlanabilir. Dava sonucunda babalığa hükmedildiğinde, baba ile çocuk arasında gayrısahih bir nesep ilişkisi oluşur ve çocuğun velayeti yine aynı mahkeme kararı ile ana ya da babadan birine verilir.

Bu davada verilen kararın iki niteliği vardır:Biri kadın ile erkeğin evlilik dışı cinsel ilişkisi sonucu meydana gelen bir çocuk ise tabii babalığa; evlilik dışı ilişki kadına evlilik vaadi ile gerçekleşmesi, sözkonusu cinsel ilişki suç teşkil ettiği ya da erkeğin kadın üzerindeki nüfuzunu kötüye kullanması sonucunda oluşması halinde çocuğun baba hanesinde nüfusa tesciline ve bütün kişisel sonuçları ile babalığa hükmedilmesi halidir. Çocuk doğduğunda kadın evli olduğu halde evlilik dışı bir çocuk sahibi olursa, çocuğun nesebini tayin etmek için kadının yasal kocasının çocuğu reddetmesi gerekir.

Evlilik dışı ilişki kurulan ve çocuğun gerçek babası olan erkeğin davası dinlenmez.


Vasiyet yoluyla miras bırakılabilir mi?

Ölüme bağlı tasarruf şekillerinden biri olan vasiyet yoluyla miras bırakılabilir. Türk hukuk mevzuatında vasiyet üç şekilde yapılabilmektedir:

Noter huzurunda veya sulh hakimliklerince yapılmasına resmi vasiyet denir. Miras bırakanın bizzat kendi el yazısı ile yapılması da mümkündür.

Her iki durumun imkansız olduğu olağanüstü durumlarda (yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, harp hali, bulaşıcı hastalık salgını, bir yerden bir yere gitmenin yasaklanması gibi) tanıklar huzurunda sözlü vasiyet de yapılabilir.

Onbeş yaşını dolduran ve sezgin olan herkes vasiyette bulunabilir ve bu yol ile miras bırakabilir. Vasiyet eden, ölmeden önce vasiyetini istediği gibi değiştirebilir ve yeniden vasiyette bulunabilir. Vasiyetler asliye hukuk mahkemelerine başvurularak iptal ettirilebilir. Bunun içinde vasiyet edenin irade sakatlıkları, şekil noksanlıkları, emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, kişinin şahsiyet haklarına, ahlaka aykırılık halleri ile faydasız, olanaksız şart ve yükümlülükler yüklemiş olması gerekir. Olayın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde ve vasiyetnamenin açıldığı tarihten itibaren de beş yıl, vasiyet bırakılanın kötü niyetli hallerinde ise otuzyıl içerisinde iptal başvurusu yapılabilir.

Miras bırakanın evlat ve torunlarının yasal miras haklarının dörtte üçü, ana ve babadan her biri için yasal miras hakkının yarısı, kardeşlerden her biri için yasal miras hakkının dörtte biri, sağ kalan eş için, çocuk ve torunları ile birlikte mirasçı olması halinde yasal miras hakkının tümü, diğer hallerde yasal miras hakkının yarısı, vasiyete karşı saklı miras payı olarak korunur. Yani vasiyet eden bu mirasçılarına düşmesi gereken yasal miras haklarını belirtilen bu oranda bir başkasına vasiyet edemezler. Vasiyet gelirinin yarısından fazlası kamu görevi niteliğindeki işlerin yapımına bırakılarak vakıf kurulmasına dair ise ya da genel ve katma bütçeye dahil kurum ve kuruluşlarla, il özel idarelerine, belediyelere, kanunla kurulan fonlara, kamu yararına çalışan derneklere ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğinde işlere harcayan vakıflara yapılmış ise, saklı pay oranı, yukarıda belirtilen hisselerin üçte ikisi oranındadır.